|
GENEL BAŞKANIMIZDAN MESAJLAR
BASS GENEL BAŞKANI SAYIN TURGUT YILMAZ’IN
23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI MESAJI
Kökleri Kuvayı Milliye’ye ve Ulusal Kurtuluş Savaş’ımıza dayanan Türkiye Büyük Millet Meclisimizin kuruluşunun 90. yılını kutlamaktayız. Ulusal Egemenliğimiz, 90 yıldır bağımsızlığımızın ve özgürlüğümüzün simgesi olmuştur.
23 Nisan 1920 tarihinde açılan TBMM, hem ülkemizin kurtuluşuna, hem de yeni bir devletin kuruluşuna öncülük eden tarihi bir olguya sahiptir. Çürümüş ve yozlaşmış bir imparatorluktan yepyeni bir Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması, demokratik ve laik bir yönetim biçiminin gerçekleşmesi, çağdaş ve aydınlık bir yaşam biçiminin belirlenmesi ve bunun için yapılan tüm yenilikler, 23 Nisan 1920 tarihinde Mustafa Kemal’in liderlik ettiği TBMM’nin attığı adımlarla gerçekleşmiştir.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı egemenliğin ulusta olduğunun kabul edildiği bir gün olmakla birlikte, dünya çocuklarının katılımıyla kutlanan, barış ve kardeşlik gibi yüce değerlerin içtenlikle paylaşılmasına, dünyaya yayılmasına, farklı kültürde çocukların buluşmasına ve kaynaşmasına vesile olan ve dünyada kutlanan ilk çocuk bayramıdır.
Atatürk’ün tüm dünya çocuklarına armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyor, çocuklarımıza ve sizlere esenlikler diliyorum. Saygılarımla…
Yeni Yıl Mesajı
Ankara, 01 Ocak 2010
2009 yılı dünyamız ve ülkemiz açısından değerlendirildiğinde, insanlık adına pek de olumlu şeylerin yaşanmadığı bir yıl olarak geride kaldı.
Hemen hemen bütün dünyayı etkisi altına alan küresel kriz, “teğet geçme” öngörülerine ve halkı teğet geçtiğine ikna çabalarına rağmen, etkilerini en ağır yaşayan ve yaşamaya devam eden ülkelerden biri olduk.
Resmi verilere göre bir milyondan fazla çalışan işini kaybederken, işsizlik oranımız yüzde 14’lere dayandı. İşsizlere dönük yeni iş-istihdam olanakları yaratma yerine, “kısa dönemli çalışma ödeneklerinin genişletilmesi”, “işveren sigorta primlerinin hazine ve işsizlik sigortasından karşılanması, “işsizlik sigorta prim nemalarının bütçeye aktarılması ve GAP yatırımlarının tamamlanmasında kullanılması” gibi, “kısa dönemli”, “geçici” ve “işverenlerin istihdam yüklerini azaltıcı” tedbirlere yönelinerek, adeta krizin faturası çalışanlara ve toplumun yoksul kesimlerine ödetilmeye çalışıldı.
2009 Türkiye’sinde de geçmiş yıllarda olduğu gibi, yoksulluk ve yolsuzluk artmış, gelir dağılımı iyice çarpık hale gelmiş, sağlıklı ve dengeli büyümeden uzaklaşılmış, dahası; devletin kurumları arasında diyalog ve işbirliği yerini güvensizliğe bırakır duruma gelmiştir.
Ülkemizde yıl içinde yine terör ve işsizlik gündemin birinci sırasına oturmuş, bu yüzden gerçek gündem hep gerilerde kalmıştır. Yıl içinde çalışanları yakından ilgilendiren yasal düzenlemeler yine yapılmamış, 1999 Ağustos ayından bu yana söz verilmiş olmasına rağmen, hala Sendikalar Yasası ve Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Yasaları mecliste görüşülememiştir.
Yılın son aylarında geleceğe umutla bakmamıza ışık tutan önemli çıkışlar yaşıyoruz. Bunlar; özelleştirme sonucu işini kaybeden Tekel işçilerinin tüm zorluklara, polis şiddetine rağmen on beş günü aşkın süredir Ankara’da ortaya koydukları eylemler. İstanbul’da 292 yıldan bu yana hizmet veren İstanbul İtfaiyesinin özelleştirilmesine karşı direnen itfaiyecilerin eylemleri, yine İstanbul’da Devlet Demir Yolları çalışanlarının işten atılan ve açığa alınan arkadaşlarını işe döndürebilmek için başlattıkları eylemler ve Eczacıların örgüt bilinci ile ortaya koydukları eylemlerdir.
Yeni yıl için belirlenen asgari ücret, 31 liralık artışla net 577,01 lira olarak açıklanmıştır. Bunun anlamı, 2010 yılı da çalışanlar açısından umut verici olmaktan uzak, milyonlarca çalışanın sefalet ücreti ile çalışmalarını sürdüreceği anlamına gelmektedir. Bu ücret dört kişilik bir aile için açıklanan açlık sınırının çok çok altında bir ücrettir.
Çalışanlar olarak geleceğe umutla bakmak, güzel şeyler konuşmak ve yazmak istiyoruz.
Yeni bir yıla girerken terörden, şiddetten, ırkçılıktan, ayrımcılıktan, alt kimlik-üst kimlik tartışmalarından arındırılmış, işsizliğini giderek azaltmaya başlamış, gelir dağılımı adaletsizliğini ortadan kaldırmış, yoksulluğu ve yolsuzluğu bertaraf edebilmiş, çevreye duyarlılığı artmış, insanların barış ve huzur içinde kardeşçe bir arada yaşayabildiği bir ülke ve dünya özlemi ile;
Şahsım ve Yönetim Kurulu adına sizin ve ailelerinizin yeni yılınızı kutluyor, sağlık ve mutluluklar diliyorum.
Sendika Temsilcileri Eğitim Semineri
Değerli Arkadaşlarım;
2008’de ABD’de “Mortage” krizi ile başlayarak, bütün dünyayı etkisi altına alan bir kriz dönemi yaşamaktayız. Dünyanın pek çok ülkesinde kriz, kendini bir finansal kriz olarak hissettirirken, ülkemizdeki etkileri finansal piyasalardan çok üretim ve istihdam alanlarında gerçekleşti. Dünyada pek çok ülkede 100-150 yıllık bankalar batıp, tarih olurken, ülkemizde bankalar beklenmedik büyüklükte karlar açıklamaya devam ediyor. Bu aldatıcı durum kimseyi kandırmamalı.
Ülkemizde, bankaların karlarının, Merkez Bankasının faizleri düşürmesinden kaynaklandığı bilinmektedir.Daha iki gün önce, Merkez Bankası Başkanı, bankaların 2010 yılında bu karları yapamayacaklarını söyleyerek, karların bankacılık faaliyetlerinden kaynaklanmadığını dolaylı olarak söylemektedir
Değerli arkadaşlarım;
Bu kriz döneminde, en gelişmiş ülkeler başta olmak üzere tüm dünyada on milyonlarca çalışan işini kaybedip, işsiz kaldı.
Tüm dünyada işsizlik oranları 2008 yılı baharından bu yana ciddi bir biçimde arttı.
Dünyanın en gelişmiş 30 ekonomisinin içerisinde bulunduğu OECD ülkelerinde 2007 yılında ortalama yüzde 5,7 olan işsizlik oranı, 2009 Temmuz ayında yüzde 8,5’e ulaştı. OECD ülkelerinde 2008 den 2010 yılına kadarki dönemde işini kaybedenlerin 25 milyon’a ulaşacağı tahmin ediliyor. ILO tahminlerine göre ise, kriz nedeniyle 2009 sonuna kadar dünyada işini kaybedenlerin sayısının 60 milyonu aşacağı belirtiliyor. Öte yandan, işi olan “şanslı” insanlar ise, yoksulluğun pençesinde bulunuyor. Yine ILO tahminlerine göre tüm dünyada aşırı yoksul durumdaki çalışan nüfus 2007 sonunda 624 milyon kişi iken, 2009 sonunda yaklaşık bir milyara ulaşması bekleniyor. Bildiğiniz gibi, ILO çalışan yoksulları, günde 1,25 doların altında kazananlar olarak tanımlıyor. Üstelik, uluslar arası kuruluşların yaptıkları bu hesaplamalar, resmi rakamlara dayanıyor. Gerçek tablo, ülkemizde olduğu gibi resmi işsiz rakamlarının fersah fersah üstünde. Geçtiğimiz yıl kapitalizmin en büyük felaketi olarak gösterilen krizin, şimdi “akılcı” politikalarla ucuz atlatıldığı iddia ediliyor. Oysa, çalışanlar için bilanço çok farklı. Krizin başından bu yana dünyada on milyonlarca kişi işsiz kalırken, yüz milyonlarcası açlık seviyesinde yoksullaştı. Krize çare olarak gösterilen mali canlandırma programlarının ise tamamen şirketleri kurtarmaya dönük olduğu anlaşıldı. G-20 ülkelerinde toplam 2 Trilyon doların üzerinde bir kaynak, bu programlar için harcanmış olmasına rağmen bu ülkelerde işsizlerin sayısı her geçen gün artmaya devam ediyor.
Değerli Temsilci Arkadaşlarım;
Ülkemiz de dünyanın bir parçası.
Bu global krizin faturasını en ağır ödeyen ülkelerden biri.
Ülkemiz, bir yandan küresel krizin etkileri altında, krizin “teğet” mi geçtiği? Yoksa, “delip” mi geçtiği ekonomik tartışmaları yaşarken; diğer yandan, hemen hemen her ay siyasal gündemin değiştiği, siyasal tartışmaların yoğunlaştığı, sosyal kutuplaşmaların yeni gerginliklere yol açtığı, ekonomik ve toplumsal sorunların daha da büyüdüğü derin bir bunalım döneminden geçiyor. Bu yoğun süreç içinde, ne yazık ki, geçim ve yaşam sıkıntısı içinde çalışan milyonlarca insanımızın sorunları gözlerden uzak tutulabilmektedir.
Siyasal iktidar yetkililerinin yaptığı açıklamaların aksine, son bir yıl içinde küresel krizin etkilemediği hemen hiçbir ekonomik ve toplumsal alan kalmamıştır.
Ülkemizin son otuz yılda yaşadığı, toplumsal yapımızı sarsacak ekonomik bunalımların sayısı neredeyse çift haneli rakamlara dayanmıştır.
Krizin faturasını burada tek tek anlatacak değilim. Ancak yapmakta olduğu tahribata birazcık dikkat çekmek istiyorum.
Değerli Arkadaşlarım;
Ekonomik istikrar için ücretliler ve yoksul halktan yıllarca onca özveri alınmasına, her krizin faturası, krize neden olanlar yerine yoksul halka çıkarılmasına rağmen, ülke bir türlü düzlüğe çıkarılamamış, başta emeği ile geçinenler olmak üzere geniş halk yığınları krizlerin bedelini en ağır biçimde ödemiş ve ödemeye devam etmektedir.
Kriz dönemlerinde, hiçbir toplumsal kesim çalışanlar kadar özverili olmamıştır.
Ama, bunca özveriye rağmen değişen hiçbir şey olmadı. Bu kriz döneminde de yine, faturayı emeğiyle geçinenler ve yoksulaşan halk ödüyor.
Değerli Temsilci Arkadaşlarım,
2009 yılının ilk dokuz ayındaki bütçe açığı 41 milyar TL.’yi aştı.
Bütçe açıkları önlem alınmadığı takdirde, yeni krizlerin tetikleyicisi olma özelliği taşımaktadır.
Ekonomik büyüme verileri olumlu görüntü vermemekte, devlet çarkı borçla döndürülmeye çalışılmaktadır.
Kentlerimizde ve kırsal kesimde yaşayan milyonlarca insan yoksulluk cenderesinde zorluklarla yaşama mücadelesi içindedir.
Kayıt dışı istihdam gittikçe büyümektedir.
Son bir yıl içinde bir buçuk milyon çalışanımız işini kaybetmiştir. İşsizlik rakamları ürkütücü boyutlara ulaşmıştır. TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) verilerine göre işsiz sayısı 3 milyon 267 bin olarak verilirken, gerçek rakamın 5 milyon 112 bin kişi olduğu belirtilmektedir.
İşsizlik sigortasından yararlanmak için başvuranların sayısı hızla artarken, öte yandan hükümet bir oldu bitti ile İşsizlik Sigortası fon nema gelirlerinin dörte üçünün bütçeye aktarılmasını yasalaştırmış bulunmaktadır.
Bu da fonların ne kadar amaç dışı kullanıldığının somut bir göstergesidir.
• Büyük sanayi kentlerinde, organize sanayi sitelerinde son bir yıl içinde üretime ara vermemiş,
• Toplu ya da tek tek işçi çıkarma yoluna başvurmamış,
• Haftalık veya günlük çalışma sürelerini değiştirmemiş,
• Ücret ödemelerini zamanında yapabilmiş
hemen hemen hiçbir işletme yoktur.
Yaşadığımız dönemde her evde işsizlik ateşi yanmaktadır.
Her dört gençten biri işsizdir.
Üniversite mezunu dil bilen gençlerimiz asgari ücretle her işte çalışmaya razı durumda, ama iş bulamamaktadır.
Gençlerimiz giderek umutlarını yitirmekte, geleceklerini başka ülkelerde ve başka alanlarda aramaktadırlar.
Değerli Arkadaşlarım,
Ülkemizde kriz içinde olan sadece ekonomik yapımız değildir.
Açık söylemek gerekirse, sendikal hareket de derin bir kriz döneminden geçmektedir.
Yaklaşık 30 yıldan bu yana sendikal hareketimiz de, zaman zaman “saman alevi” gibi yükseliş dönemleri yaşasa da giderek büyük bir gerileme süreci içine girmiştir.
Tabi ki, bu kısa sürede bunları ele alacak ve burada tartışacak zamanımız yok. Zamanı geldiğinde BASS olarak bu konulardaki düşüncelerimizi gerekli yerlerde söyleriz.
Biz bugün, özellikle bu konuşma içinde ana sorunlarımıza değinip, biraz sonra “eğitim” bölümüne geçeceğiz.
Sorunlarımıza ana hatları ile değineceğiz. Çünkü, bu sorunları ancak işçinin, emekçinin gücü ile aşabiliriz. Onun için sorunun gerçek sahibi işçilerimizle aramazdaki köprü görevi üstlenen siz temsilci arkadaşlarım sorunlarımıza vakıf olursanız, sorunun gerçek sahibi çalışanlara anlatabilirsiniz.
Değerli Arkadaşlarım,
Çalışanların emeğini korumak ancak gerçek demokrasinin var olduğu ülkelerde mümkündür.
Demokrasinin gerçek kantarı işçi haklarıdır.
Birinin demokratlığını sınamak istiyorsanız, öncelikle, grevli toplu sözleşmeli sendikal haklar konusundaki fikrine bakmak yeterlidir.
Sendikal hak ve özgürlükler üzerindeki kısıtlar, yasaklar, baskılar halen devam etmektedir.
Bildiğiniz gibi işkolumuzda “grev” hakkımız hala yoktur.
Meclis raflarında bekleyen 2822 Sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Yasası teklif ve tasarılarında da “grev” hakkımız yasaklı gözükmektedir.
İşkolumuzdaki “grev” yasağının mantığını anlayabilmenin olanağı yoktur. Bunu dünyada hiç kimseye anlatamazlar.
Demokratikleşmeden söz edenlerin, önce işçi haklarında samimi olmaları gerekir.
Yine biliyorsunuz, işkolumuzda hükümet 29 Nisan 2009 itibarıyla, 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Yasasının 11. maddesinde var olan “Teşmil” konusunda, Bakanlar Kurulu Kararıyla adım atmıştı.
Biz de hem hükümetimizi kutladık, hem de kardeş sendika Basısen Yöneticilerini kutlayıp, “bu işkolumuzdaki örgütlenmenin önünü açacak bir adımdır” diyerek başarı diledik.
Ancak, hükümetin İş Bankası sözleşmesinin bazı hükümlerinin Finans bank, Fortis ve Denizbank çalışanları için uygulanmasını istediği Bakanlar Kurulu Kararını bu üç banka da uygulamadı.
Oysa Bakanlar Kurulu Kararı, Kanun hükmündedir.
Yani, bu bankaların, Belçikalı, Hollandalı, Fransız ve Yunan sahipleri Bakanlar Kurulu kararını, dolayısıyla yasalarımızı uygulamadılar.
Yasalarımıza uymadılar.
Temmuz ayında da, Bakanlar Kurulu, Nisan ayında aldığı “teşmil” kararını kaldırdı.
Kararın kalkmasından sonra da, yargı “teşmil” konusunda yürütmeyi durdurma kararı verdi.
Ne hazin bir tablo değil mi?,
Değerli Temsilci Arkadaşlarım,
İşte böylesi bir dönemde; hem örgütümüzün durumunu, hem de ülkemizin durumunu değerlendirmek, temsilcilerimize görev, yetki ve sorumluluklarını hatırlatmak, var olan sorunlarımızı birlikte ele almak ve gelecekte karşılaşacağımız güçlükleri birlikte aşabilmek amacıyla, sendikamızın temel direği olarak gördüğümüz temsilcilerimizle, sorunları paylaşmanın, bilgilerimizi tazelemenin, sendikamıza ve sendikal harekete mutlak yarar sağlayacağını düşündük.
Çünkü, temsilciler bir sendikanın işyerlerindeki gözü kulağıdır, olmazsa olmazı dır.
Bu anlamda, bağlarımızın, yani, sendika-temsilci bağının daha sıkı olması gerektiğinden, bu tür toplantılarımızı zaman zaman tekrarlayacağız.
Hiç kuşku yok ki, bir sendikanın başarılı olmasında, üyeleri ile bütünleşmiş, bilinçli temsilcilerin büyük payı vardır.
İşyerlerinde bir sorunla karşılaşan işçinin, sendika yöneticisinden önce ilk başvuracağı, derdini anlatabileceği, güvenebileceği, kendisinin dert ortağı olarak gördüğü kişi “işyeri sendika temsilcisi”dir.
Sendikaların etkinliklerine, eylemlerine üyelerin katılımını sağlayacak olan da temsilcilerdir.
O nedenle temsilciler, hem dünya, hem ülke ve hem de sendikal hareketin sorunlarına vakıf olmalıdır diye düşünüyorum.
Yıllardır, sendikaların gücünü zayıflatmak ve etkisiz kurumlar haline getirebilmek için her türlü saldırı yolu denenmektedir.
Ama üyeler ve temsilciler, sendikalarına sahip çıktıkça, her türlü sorunlarını onun örgütsel yapısı içinde çözdükçe, aşamayacağımız engel, çözemeyeceğimiz sorun yoktur.
Değerli arkadaşlarım,
Öğleden sonraki bölümde de konuşacağım. Şimdilik konuşmamı fazla uzatmak istemiyorum.
Ancak, bu semineri çok önemsiyorum.
Temsilci arkadaşlarımızın yararlanması amacıyla, temsilcilerimiz için “genel bilgiler”i ihtiva eden mütevazi bir kitapçık hazırlayıp, dosyalarınıza koyduk.
Yararlı olacağı düşüncesindeyim.
Kafanızdaki soruları; sizlere “temsilcilik”, “iş Hukuku” ve “506 sayılı Kanunun 20. maddesindeki sandıkların Sosyal Güvenlik Kurumu çatısı altında birleştirilmesi” konularında bilgiler sunacak konuşmacılara ve bana açık açık sorabilirsiniz.
Bu eğitim seminerimizden azami şekilde yararlanmanızı diliyorum.
Değerli arkadaşlarım;
Ülkemizin de, demokrasimizin de, sendikalarımızın da gerçek sahipleri sizlersiniz. Sizler duyarlı olmadan, sendikalar ayağa kalkamaz, sendikalar ayağa kalkmadan gerçek demokrasi ülkemizde egemen olamaz. Onun için güçlü sendikaları elbirliğiyle yeniden inşa etmek durumundayız.
Bu eğitim seminerimizin sizlere sendikamıza ve Türk-İş’imize ve işçi sınıfına katkılar yapması dileğiyle, hepinizi saygı ile selamlıyorum.
Tokat’ın Reşadiye İlçesinde Yedi Erimizi Katleden Terörü Lanetliyoruz
Tokat’ın Reşadiye ilçesinde devriye gezen jandarma timine pusu kuran teröristler yedi askerimizi kurşun yağmuruna tutarak şehit etmişlerdir.
Hangi nedenle ve hangi amaca yönelik olursa olsun hiçbir terör faaliyeti asla tasvip edilemez. Terör kimden ve nereden gelirse gelsin barışa, huzura, kardeşliğe indirilen en büyük darbedir.
Huzursuzluğun, kardeş kavgasının ve ayrılıkların temel taşı olan terörü ve Reşadiye’de yedi erimizi katledenleri şiddet ve nefretle lanetlerken, menfur saldırıda yaşamlarını kaybeden şehitlerimize Tanrıdan rahmet, yakınlarına ve bütün Türk Milleti’ne başsağlığı diliyorum.
2009, tüm insanlığa ve ülkemize demokrasi, barış ve esenlik getirsin
Yeni yıla tüm dünyayı sarsmaya başlayan küresel ekonomik krizin yarattığı belirsizlikler ortamında girdik. Küresel krizin, yalnızca krizin kaynağını oluşturan ülkelerde değil aralarında ülkemizin de bulunduğu gelişmekte olan ülkelerde büyük ekonomik ve sosyal sorunlara neden olacağı belirtiliyor. Buna göre 2009 ve izleyen yıllarda üretim hacminin daralacağı, ekonomik büyümenin küçüleceği, işsizliğin ve genel istihdam sorunlarının artacağı, açlığın, yoksulluğun genişleyeceği, genel sosyal sorunların giderilmesinde etkili önlemlerin alınamayacağı ve yaşamın her alanında belirsizliklerin artacağı bekleniyor.
Günümüzde tüm bu olumsuzlukların ilk belirtileri, ülkemizde yaşamaya başlanmıştır. Reel sektörde öncelikle yaşanan üretim durdurmaları ve daralmaları işten çıkarmaları ya da yeni istihdam düzenlemelerini gündeme getirmiştir. Özellikle inşaat, metal, otomotiv ve gemi yapımı başta olmak üzere birçok sektör ve alt sektörde krizin ilk dalgaları sarsıcı etkilerini yaratmaya başlamıştır. Bu durumun giderek tüm ekonomiyi sarması ve finans sektörü başta olmak üzere hizmetler sektörünü anaforun yarattığı kargaşanın içine sürüklemesi sürpriz olmayacaktır
Krizin etkilerinin azaltılması ve yok edilmesinde Hükümetin alacağı kararların çok önemli olduğu hiç kuşkusuz tartışılamaz. Bu konuda sosyal politikaları güçlendirici önlemlerle birlikte güçlü ekonomik kararların alınması zorunludur. Bunun için öncelikle yanlış ekonomik politikaları inatla doğrulamaya çalışan politik söylemlerden kaçınılmalı; sosyal politikaları güçlendirici ekonomik politikalar gündeme getirmelidir.
Kriz dönemleri sendikal hareket için sınav dönemleri olması açısından ayrı bir önem taşır. Türkiye sendikal hareketi, yeni sorunlar yaratan ve sosyal gerilimlere neden olan haksız ve geçersiz işten çıkarmalar veya istihdam düzenlemelerine karşı kararlılık göstermelidir. Krizin etkilerini azaltacak sosyal dayanışma ortamının oluşturulması için etkili politikalar geliştirilmelidir. Türkiye sendikal hareketi, ekonomik ve demokratik hakların kısıtlandırılmasına karşı çıkarak, krizi fırsata dönüştürmek gerekçesiyle hak-hukuk tanımayanlara geçit vermemelidir.
Krizin daha da etkili olmasının beklendiği günümüzde, koşullar ne olursa olsun yitirilmemesi gereken en önemli şey dayanışmayı, birliği ve umutu kaybetmemek; demokrasiye, özgürlüklere ve sosyal haklara sahip çıkmak olmalıdır.
2009 yılınızı barış, demokrasi ve özgürlük duygularıyla kutluyor sağlık ve mutluluklar diliyorum.
Turgut YILMAZ
Banka ve Sigorta İşçileri Sendikası
Genel Başkanı
|